Haziran 2012
3 gönderi
Düşünüyorum da;
Böyle güzel bir şey paylaşıyoruz bloglarımızda, anında onlarca insan görüyor ve gülümsüyor ya da bizimle hüzünleniyor. Tanrı durup bakmıyor mu kim sebep oldu buna, bu kadar insan aynı şeyle nasıl aynı duyguyu paylaştı diye?
Bazı anlar var, sen ne kadar provasını yapsan da önceden, olurken zaman öyle bir akar ki, hiç heyecanlandığına değmeden atlatırsın.
Mayıs 2012
49 gönderi
Düğün, nişan, kına, sünnet evi denince aklıma istisnasız bir sürü terlik bulamamış çoraplı amca ve teyze, hiç yakışmadığı halde takım elbise giymiş ergenler, ardından kesif bir ayak kokusu ve kapı önünde dağ oluşturmuş ayakkabı yığını geliyor aklıma. Bizzat yaşadığımdan değil, şahit olmam yetmiş demek ki.
Birinin çıkıp, her şeyi unutturacağına dair kendine inandırması yetiyor bazen sizi alt üst etmek için. Yok öyle bir dünya. Öyle bir dünyanın olmadığını varsayarak hareket etmek gerek.
Size bir şey söyleyeyim mi. Hani şimdi paramız yok işimiz yok diyorsunuz. Arkadaşlardan, ebeveynlerden para alıyorsunuz bir şekilde. Para olunca tek değişen; o ihtiyacı olanlara para veren siz oluyorsunuz, yine size bir şey kalmıyor.
kimse yıldız kaydığında beni dilemeyecek.
Sürekli aynı şeyleri yapıyorsanız, bir yerden sonra kendinizi şarjı bir gün giden telefon gibi hissetmeye başlarsınız. Tam şarj etseniz de, az taksanız da, aynı saatlerde tükenip Batarya Zayıf bildirimi vermeye başlayan telefon gibi. Ne kadar çok uyusanız da, hiç uyumasanız da, aynı. Her gün biraz daha zayıf. Bir köşede kapanıp kalmaya tehlikeli. Hep bi batar, ya.
Bir de beğenilerde buralar dutlukkenki ilk blog dostlarımı gördüğümde, zamanı geri alıp neşelendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Zaman makinesi mi bu acaba?
Bazen anlayamıyorum insanları. Onlara her fırsatı sunarsın. Ulaşmak mı istiyor, ulaşır. Sövmek mi istiyor, söver rahatlar. Susmak mı istiyor, susar. Ama yine de derler ki havalıdır o, etrafında bir sürü insan vardır. Hiç öyle olmadı aslında, çünkü buna izin vermedim. Kalabalıklardan sessizce kaçmamla ünlüyümdür. Yanıma gelip tanışan biriyle arayı soğutmadan buluşup tanımayı severim. Çok konuşmam,...
Cılız bir ışıkta, telefonsuz, bilgisayarsız, internetsiz, sessiz, sedasız, sakin, sıradan, duygusuz, kimsesiz insanlar varken, biz hala mutsuz olmak için sebep ararız.
Yazıp yazıp silersin çoğu zaman.
BİM’de satılan turunculu parfümlü kolonyanın aromasının ne olduğunu bilen var mı? İçindekilerde de göremiyorum?
“Lal” anonim. Bir hesaptan yazsan da uzun uzun muhabbet etsek ya. Böyle olmuyor.
1 etiket
Anonim şunu sordu: Seni anlıyorum. Amaçsız bir şekilde söylemek istedim. Ya da, diyorum ki seni anlayan insanlar var ve hep olucak. Yalnız değilsin. Bir şekilde yalnızsın da, değilsin de. Ne bileyim, öyle işte.
1 etiket
Anonim şunu sordu: Bir şeyin olmasını hem fena halde istemek hem fena halde istememek; hem ya olmazsa diye içi titremek hem olursa ne yapacağım diye içi içini yemek. Neyin kafası bu sence Mem? Kafamda deli sorular.
“Peki ya olsaydı ne olurdu?” sorularını beraberinde götüren bir geçmiş istemiyorum artık.
“Seni çok seviyorum. 15.05.2012” yazarak toprağına gömdüğüm kağıt parçasını yıllar sonra çıkarmak aklıma düşerse oradan, çıkarsa yani bir şekilde bütün olarak mesela, altında cevabını görme ihtimalimi sevdim Anne.
Şimdi buna tıklayıp Sol tarafın Almanca seçili... →
Güvercinler pratik değildir. Bulduğu ekmeği kafası kadar bile olsa, bulduğu yerde tüketmeye çalışır. Savurur, fırlatır, didinir. Ama sonra pratik akıllı bir serçe gelip ekmeği kapar ve uçup gider. Güvercin de arkasından “Vay arkadaş!” diye bakakalır…
Sensiz vereceğim her nefes için, biraz daha nefes almamayı seçtim. Hepsi bu.
Bir gün Muş’a gider de bir kaç hafta geçirirsem, döndüğümde o zamandan “Muş’lu Geçmiş” olarak söz edeceğim.
Hayatı bir tükenmez kalem gibi yaşadığımız söylenebilir. Tükenmeyeceğimizi sanarlar. Tükenmez derler. Ama tükeniriz içten içe. Bir de kayboluruz. Kimsenin olamayız ömür boyu. İlk de olduğumuz olur, son da. Ama ortası hep bulanık. Bazen elden eledir yalnızlığımız, bazen de bir komidinin altına yuvarlanıp kalarak, yıllarcadır. Tükenmez derler, tükenince de atmazlar. Hep birilerine ait olur artık...
1 etiket
Anonim şunu sordu: 32 diş sırıtmayı çok seviyorsun galiba :) ve bu arada azı dişlerin çok uzun ve mükemmel bişey bu.
Buraya Bakarlar. →
Buraya kısacık bir özet geliyor.
Siz kızlar gider bir öküze bağlanırsınız. Ama siz, o öküzün umrunda bile değilsinizdir. Sonra bir takım peşinizden koşan, sizin için kendinden fedakarlıklarda bulunan aptallar olur. Sırf o öküze bağlı olduğunuz için bu aptalları gözardı eder, geri çevirirsiniz. O aptallar, aptal aptal zaman geçirir. Siz bu durumda salak salak kendinizi avutursunuz. Ama o öküz var ya; gününü gün eder, daldan dala...
Bazen el yürür, akıl bunu göz ardı. El varmaya teşne, akıl tedirgin. El tutamaz, aklı bir karış. El uzaklaşır, akla ziyan. Parmak uçlarında nasıl hissedilir bir kalp ağrısı, akıl şaşkın. Parmak uçları soğuk, akıl almaz. El yürümeye niyetli, akıl akıl gel peşime takıl.
Artık cümleler de duygularla kısıtlı. Yaşarken yazmazsan kayboluyor. Öylesine unutmaya programlı bir çağdayız. Çünkü unutmazsak, canımız yanar.