Biz iki kişiyiz. Ben ve keyfim.
İşim gücüm zibidilik.
SALDA GÖLÜ
Google Earth uygulamasında bakınırken, Denizli’ye bu kadar yakın ve bu denli muhteşem olan Salda Gölü‘nü keşfettim. Esasen Burdur sınırları içinde olan göl, Türkiye’nin en derin, en temiz, en berrak özelliklere sahip gölü olarak tanınıyor [Kaynak: Vikipedi].
Bütün gün sevdiceğimle gezdik burayı. Bir Allahın kulu da şöyle güzelce anlatmamış ki bu doğa harikasını, bu görevi ben üstlendim ve şimdi sizinle tecrübelerimi paylaşıyorum.
Öncelikle Denizli tarafından gelecek gezginler, Serinhisar’da Tidbit Kuruyemiş‘e uğrayıp meşhur leblebi’den biraz alsınlar, ikram edilen çayı içip güzel sohbet etsinler. Nitekim günümüzü renklendiren olaylardan biri de buydu bizim için. Foursquare check-in’i karşılığında bize bir kutu şekerli leblebi hediye edilmiş olması da ayrı bir güzellik.
Serinhisar’dan bir süre sonra zaten Salda tabelası sola ayrılıyor. Yaklaşık 35 kilometre gittikten sonra, muhteşem bir tepenin ardından solu kesen göl manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Yaklaştıkça daha da güzelleşen bu gölün kumu beyaz, rengi turkuaz. Suyun derin olması ve kumun içine gömülme tehlikesi yüzünden göle girilmiyor. Seyretmek bile yetiyor zaten.
Doğası ne kadar muhteşem olsa da, tesisler ve imkânlar oldukça yetersiz olarak karşımıza çıktı. Belki de göl, bu güzelliğini medeniyetten uzak olmasına borçlu. Güney kıyısındaki iki restorandan birisi kapalıydı, diğeri de sadece saç kavurma önerisinde bulundu. Biraz çaresizlikle yedik, fena olmasa da. Kıyı ıssız değildi fakat kesinlikle işlek de değildi, hem de Mayıs’ın ortasında. Kışın gelsek bu durumu anlarım fakat bu denli turistik bir yere gereken önemin verilmemiş olması da biraz üzücü.
Yine aynı kıyıda, göl kenarında piknik alanı bulunuyor ve gittiğimizde piknik yapan birkaç aile ile karşılaştık. Onlar da olmasa, neredeyse yalnızlık hissi hakim olacaktı. Düşünsenize, hem de öyle güzel bir yerde! Başka tesis var mıydı bilmiyoruz, fazla keşif yapamadık fakat tavsiyem yemek konusunda kendi piknik deneyimlerinize güvenmenizdir.
Göle adını veren Salda beldesinin de pek turistik olduğu söylenemez. Bildiğiniz köy atmosferi. Bunu yermek için söylemiyorum, öyle olması elbette güzel fakat 2012 kıyametinde yok olmayacağı söylenen Şirince bile turizmin dibine vurduysa, Salda da içine girdiğimizde bize hoş hatıralar bırakan bir belde olmalıydı diye düşünüyorum. Belki zamanla olur.
Gerçekten “dokunulmamışlık” hissinin tavan yaptığı bir gezi oldu bizim için. Medeniyetten uzaklaştığımızı ve doğayla başbaşa kaldığımızı hissettik. Bu koşullar için yanıp tutuşuyorsanız hiç durmayın, bu doğa harikasını hemen gelip görün. Yok “Gezecek, tozacak, yiyip içecek ortam olsun” diyorsanız Akdeniz sahilleri sizi bekliyor.
Tayfun TUNA
www.tayfuntuna.com
Çayı serbest bırak. Demlenirse senindir.
Bizler, bilgisayarda çalışırken masadaki telefona mesaj gelince mouse ile ona ulaşmaya çalışan teknoloji çağının çocukları, iki parmağımızla çekiştirip büyütemediğimiz duygularımızla ne yapacağız?
Skrillex de neymiş?
Günüme neşe katan şarkı. Hatta bence önümüzdeki hafta etkisinde kalacağım şarkı.
Göbeğim gömleklerime tecavüz etmeye başladığına göre let the rejim begin.
İzzet Altınmeşe oldum.
Klavyeye su döküldü temalı post
Ved üzedrfiuned suj döküledun klavyed kafayık yedmedyed medcrbujrfdujrfp.p.p.
Yiheh
Mem Floyd
Eskiden biri ölünce onun arkasında bıraktığı bir adet nüfus cüzdanından ibaretti. Şimdi Twitter, Facebook, Tumblr, Youtube, Vimeo, Google+ hesaplarını falan bırakıyor insanlar. Sonra da duvarında bir sürü rahmet dilekleri. Sanırım yeni dünyanın en sevmediğim yanlarından biri bu.
Çabuk geçsin diye koşturduğumuz zamanlar diyorum. İşte bahsetmek istediğim tam olarak bu. O zamanları yaşamadık. Yaşayamadık.






